O Bizim de içimizden biri 14 Mayıs 2015

aa

 

O Bizim de içimizden biri Türk Nöroşirürji (Beyin Cerrahi) Derneği Mart 2015 Bülteninde bugüne kadar Genel kurmay Başkanlığı  ve Kara kuvvet komutanlığının çeşitli sağlık birimlerinde görev yapan Hemşerimiz Doçent Tabip Albay Abdurrahman Bakır’ ın çarpıcı, çocuklara örnek olarak okutulması gereken biyografisi yayınlandı.

Halen sosyal medyada da paylaşılmakta olan biyografiyi okumak için tıklayınız.

 

 

 

 

 

 

Biyografi

 

 

 

> Emekli Öğ. Alb. Murat TASTAN

İçimizden Biri,

Bir Başarının Anatomisi

Doç. Tbp. Alb.

ABDURRAHMAN BAKIR’ın BiYOGRAFiSi


 

 

İ

nsanoğlu: hayatını, bütün yaşadıklarının bir nüshasını kopyalama, saklama ve gelecek kuşaklara aktarma özelli­ğine sahip değildir. Ayrıca insan, nedendir bilinmez anıları arasından en çok acıları, belleğinde derin yaralar bırakan kesitleri anımsar. Dağılmış, parçalanmış milyarlarca anıyı bir araya getirme konusunda bize ihanet eder zihnimiz. İna­dına yaparmış gibi yalnızca en acılarını, en ağır olanlarını ve de en yakıcı olanları hatırlatır bizlere. Sanki etkilerini üzerimizden atmamızı kıskanır, onunla birlikte acı çekme­mizi ister gibi. Bu anılar bazen çok uzaklardan bir kursun gibi vurur bizi. Bazen de en soğuk, en karanlık gününüzde sizi ısıtır, karanlığın ardından gelen aydınlık gibi, ”İyi ki bunları yaşadım ve yaşattım” dersiniz.

Abdurrahman BAKIR: Bilge bir yalnızlığın hikâyesini, ağırlığını taşıyor. O kadar çok sey yaşamış: öylesine anlamlı, derin, sarsıcı bir yaşam hikâyesi var ki, anlatırken yaşanmış­lık mucizelerden süzülüp geliyor izlenimi yaratıyor insanda. Abdurrahman BAKIR: Tabip Albay, Beyin Sinir Cerrahisi Doçenti, azmin ve çalışkanlığın, yılmadan verilen mücade­lenin ortaya çıkardığı harika insan. Adıyaman’ın Kayatepe köyünde başlayan hayatı, Ankara’da astsubay olarak şekil­lenmeye başlamış ve Amerika Birleşik Devletleri’nde başarı dolu bir tıp eğitimi ile taçlanmıştır. On beş çocuklu yoksul bir ailenin yasayan altı çocuğundan biri. Bu altı çocuk hiç­bir tıbbı destek olmadan doğal seleksiyon sonucu yaşamış­lardır. Halk değimi ile güçlü olan hayatta kalmış diğerleri yasama şansı bulamamıştır. Hayatının bir bölümü basarı öyküleri ile dolu iken, çocukluk kısmı yoksulluğun, çaresiz­liğin kol kola gezindiği bir dünyadır.

Abdurrahman BAKIR hayat hikayesine önce dedesi ile ilgili bildiklerini anlatarak başlamıştır.

Ailemin geçmişine ait bildiğim en eski anı dedem Kasım Bey ile ilgilidir. Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’na girmeden önce seferberlik ilan etmiş ve arkasından da Al­manya ile müttefik olarak savaşa girmiştir. Dedem Kasım Bey de askere çağrılmış. Büyüklerimden ve babamdan duy­duğuma göre dedemin Birinci Dünya Savaşı’na katılmak için askere alınması da hüzünlü bir hikâyedir. O sırada ba­bam, babaannemin kucağında altı aylıkmış. Hepsi beraber köydeki patika yolun başına kadar birlikte gelmişler. Artık ayrılma zamanı gelmiş, dedem babaannemin gözlerine bak- mış…bakmış… Öpmek istemiş ama köy yerinde gören olur diye çekinmiş. Ayrılmak üzere helallik isterken gidip de gel­memek var oğlumu sana, seni Allah’a emanet ediyorum ona iyi bak, kendine iyi bak dedikten sonra babamı kucağına almış, öpmüş koklamış tam karısının kucağına verirken, be­beğin yanaklarına işaret parmağı ile küçük sevgi dolu birer fiske vurmuş.

Babaannem “sen ne yapıyorsun?” diye sormuş.

Dedem “Hanım içime doğuyor ben dönmeyeceğim biliyorum, ilerde bu çocuk babasından terbiye almamış demesinler.” diye biraz da şaka yollu cevap vererek kendi kültürüne geleneğine göre ilk ve son terbiyesini babama böylece vermiş.

Babaannem kucağında altı aylık bebeğiyle yere oturmuş, dedem patika yolda gözden kaybolana kadar onu gözyaşları içinde izlemiş.

Kasım Bey’in Elazığ’daki birliğine katıldıktan sonra, oradan Sarıkamış Cephesi’ne gittiği tahmin ediliyor. Zira kendisinden bir daha asla haber alınamıyor.

Anadolu insanı kaderini tahmin etme konusunda her daim bilge olmuştur. Sayın BAKIR’ın dedesi de bu konuda yanılmıyor. Bir daha kendisinden haber alınamıyor. Vefalı kadın “Hep gözleri yollarda Şark Cephesi’nden gelecek haberi beklemiş durmuş. Umudunu yitirdiğinde de hiç evlenmemiş. Bütün yaşamını kocasının emaneti oğluna adayarak geçirmiş. Yoksulluk içinde geçen hayatında, oğluna tutunmaya çalışmış.”

Daha sonra babasının hikâyesini anlatmaya başlıyor:

Babam Adıyaman’ın Kayatepe köyünde büyümüş. O da evlilik sonrası İkinci Dünya Savaşı döneminde askere gitmiş ve dört yıl süreyle askerlik yapmış. Bu dönemde hemen Türkiye’nin birçok yerinde yaşanan sıkıntıların belki daha çoğu Adıyaman’ın köylerinde de yaşanmış. Yoksulluğun, çaresizliğin, sağlık koşullarının olumsuzluğunun had safhaya ulaştığı süreçte BAKIR ailesi de çok üzüntülü günler geçirmiş. Baba Şeyho Mehmet BAKIR’ın on beş çocuğu olmuş. Ancak bu çocuklardan dokuzu daha okul çağına gelmeden hayatını kaybetmiş. Geriye üç erkek ve üç kız çocuğu kalmış.

Abdurrahman BAKIR kendi doğumu ile ilgili olarak annesinden duyduğu bir hikâyeyi de burada nakletmeden geçmiyor. Anadolu’da erkek çocuğu bu dönemde aynı zamanda sosyal ve ekonomik güç anlamına da geliyor. Şeyho Mehmet Efendi de bir erkek çocuğunun daha olmasını çok istiyor. O dönemin bugün ilkel sayılabilecek âdetleri doğrultusunda kendilerine çok da uzak olmayan Zey köyündeki Şeyh Abdurrahman Dede Türbesi’ne gidip, adak adayarak, Allah’a bir erkek evlat vermesi için dualar ediyor. Babam koç kurban edip dağıtırken anam türbedeki sekide uykuya dalıyor. Şeyh Abdurrahman Dede rüyasına giriyor. Anamın tarifine göre rüyasındaki kırmızı sakallı Şeyh Abdurrahman Dede ona bir erkek evladının olacağı müjdesini veriyor. Anam uyandıktan sonra rüyasını babamla paylaşıyor. Babam çok seviniyor ve “eğer doğru çıkarsa adını Abdurrahman koyacağım” diyerek oradan ayrılıyorlar. Döndükten sonraki ay içinde annemin hamile olduğu anlaşılmış ve arkasından 1961 yılında adını o türbenin şeyhinden alan Abdurrahman BAKIR dünyaya gelmiş. Bu süreçten sonra BAKIR ailesinin bir kız bir erkek çocukları daha olmuştur.

Abdurrahman BAKIR artık çocukluğu ve kendi hatırladığı çocukluk anılarını anlatmaya başlıyor:

Ülkemizde birçok ailenin birer göç hikâyesi vardır. Çoğunlukla yaşam şartlarından kaynaklanan bu göçler, yoksul kır alanlarından genelde şehirlere doğru yaşanmıştır. BAKIR ailesinin göçü bir köyden başka bir köye şeklinde gerçekleşmiştir. Kayatepe köyünden Kıvırcık köyüne bu göç gerçekleşirken Abdurrahman BAKIR henüz bir buçuk yaşındadır.

Artık aklının ermeye başladığı Kıvırcık köyü anılarını doğrudan kendi gözlemleri ile anlatmaktadır:

Adıyaman’ın Kıvırcık köyüne göç etmişiz. Coğrafyamız­da hemen birçok köyün bir ağası vardı. Bizim köyün ağası ise Nuri GÜRSOY isminde bir kimse imiş. Bu köyde dün­yayı tanımaya başlamıştım. Dört beş yaşına kadar sadece bir fistanım vardı. Ayakkabı ve iç çamaşırı nedir bilmezdik. Yalınayak ve üzerimde sadece bir fistanla gezerdim köyde. Bu fistanla ilgili zihnimde bazen tebessüm ettiren bazen de içimi burkan birçok anım vardır. Fistan yıkandığı za­man eğer havalar

Yorumlara Kapalı
Bu Gönderi Yorumlara Kapalıdır
Haber Arşivi
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930